30 Mart 2015 Pazartesi

KAÇAMAK SONRASI BESLENME


Pazar günü güzel bir karar aldınız sağlıklı beslenmeye başlayacaksınız e havalarda güzelleşiyor yazın malum bikini telaşı da aldı bir an önce kilo vermeye niyetlendiniz. Pazartesi günü aynı hevesle devam ettiniz çok güzel ama EYVAH! Salı günü gözünüz döndü ve bir paket çikolatayı bitirdiniz.. E tabi artık diyet bozuldu değimli? Başladınız devamını getirmeye kek, börek, pasta, poğaça vs artık o an ne varsa… Sonrası büyük pişmanlık ve haftaya aynı senaryo tebrikler! kısır döngü içerisine girdiniz.. Peki bu döngüden nasıl kurtulursunuz?

Öncelikle şu konuya açıklık getirelim elbette çikolata, tatlı, kek, pasta vs içeriğinde şeker veya fazla miktarda un ve yağ bulunduran bir çok ürün kilo aldırıyor, kilo kaybına engel oluyor ve diyetle de pek dost olduğu söylenemez o da yetmezmiş gibi hepsinin de tadı ayrı güzel ve karşı koymak çok zor..  Ama yediğiniz bir paket çikolata veya bir dilim kek sizin diyetinizi bozmaz akşam spor yaparsanız ertesi gün tüketimlerinize dikkat ederseniz kolayca onun etkisinden kurtulabilirsiniz ama diyetim bozuldu nasıl olsa diyerek devamını getirirseniz işte o zaman çıkış yolu bulmanız oldukça zor olacak.

Gelelim esas konuya tatlı ihtiyacı düzensiz beslenmenin de bir sonucudur eğer ara öğünleri kaçırıyorsanız yeterli miktarda meyve yemiyorsanız bunun yanı sıra yeterli su tüketiminiz yoksa hem açlık hissiniz hemde tatlı ihtiyacınız fazla olacaktır. Öncelikle ara öğünlerinizi kaçırmamaya dikkat edin o ufak atıştırmalıklar sizin kilo vermenize o kadar faydalı ki … Daha sonra eğer tatlı ihtiyacınız varsa çeşitli alternatiflere yönelmeyi deneyin.. Örneğin tarçın  ; meyvenin üzerine döküp tüketebileceğiniz gibi kendinize meyveli yoğurt hazırlayıp onun üzerinede döküp tüketebilirsiniz böylece hem kan şekeriniz dengelenmiş olacak hem tatlı ihtiyacınız giderilmiş olacak hemde fazladan kalori almaktan kurutulmuş olacaksınız. Ama canınız illaki çikolata tarzı bir şey istiyorsa o zaman önerim kakao.. Kuru meyve yanına badem ve kakao tüketirseniz tam bir çikolata etkisi yaratıyor örneğin;kuru kayısı-badem-kakao üçlüsü gibi.. Bunun yanı sıra yarım yağlı sütünüze biraz dökeceğiniz kakao hem tokluğunuzu sağlayacak hem çikolata isteğinizi kesecektir.(Daha fazla öneri için TATLILI DİYET başlıklı yazımı okuyabilirsiniz.)


Tüm bunları denediniz ara öğünlere, meyvelere, tarçın ve kakao ya dikkat edip uyguladınız ama dayanamayıp pasta börek ne varsa yediniz sorun değil! Üsttede bahsettiğim gibi bir defaya mahsus bir kaçamak etkisinden kolayca kurtulabilirsiniz ama biraz kaçamak yapınca tamam diyet kaçtı artık derseniz o zaman sorun işte.. Örneğin yakın bir arkadaşınızın doğum gününe gittiniz e tabi pastanın tadına bakmazsanız olmaz ince bir dilimden de kimseye zarar gelmez ama yediğiniz dilimin boyutuna göre ekmek, yağ ve meyvenizden kesmeniz gerekiyor. Sonra pastanın yanında kola veya alkol aldınız kısacası yediniz içtiniz eğlendiniz.. Eğer sağlıklı bir şekilde kilo vermek istiyorsanız karbonhidrat ve protein alımınız dengeli olmalı kaçamakların büyük çoğunluğu zaten karbonhidrattır o nedenle ertesi gün karbonhidrat içeriği yüksek olan besinleri azaltıyorsunuz (özellikle ekmek, makarna, pilav gibi tahıl içerikli besinleri) daha sonra su ve protein tüketiminizi normale göre biraz daha arttırıyorsunuz özellikle alkol aldıysanız en az 3 litre su ertesi gün içilmek üzere sizi bekler… Bunun yanı sıra protein kaynağınız sağlıklı ve kaliteli olmalı balık bu konuda hemen imdadınıza yetişir. Balık tüketemezseniz yağsız ve kızartılmadan hazırlanmış et grubu herhangi bir besin de tüketebilirsiniz. Tabi et yemekleri salatasız olmaz bolcada taze sebze tüketiyorsunuz. Böylece hem bağırsak sisteminizin çalışmasına hem metabolizmanızın çalışmasına hemde tokluk hissini sağlamaya yardımcı oluyorsunuz. Yani sözün özü kaçamak yaptınız diye kendiniz aç bırakmak yerine yediklerinizi dengelemek çok önemli ne yediğinizden çok ne kadar yediğiniz konusunda dikkatli olmalısınız. Kaçamak herkesin hakkı ama ertesi gün aç kalmak kimsenin hakkı değil önemli olan ertesi gün bol sebze, meyve ve su tüketip yanında da normalden daha fazla spor veya fiziksel aktiviteyi ile bir önceki günün etkisinde kurtulabilmek … 



4 Mart 2015 Çarşamba

BİTKİ ÇAYLARI


Bitki çaylarının çok uzun yıllar öncesine dayanan geçmişi bulunmakta. Pek çok hastalığın tedavisinde, bağırsak problemlerinde bitki çaylarından faydalanılmış. Günümüzde ise tedavi amaçlı tüketilmekten ziyade genel olarak zayıflama için kullanılmaktadır. Laksatif veya idrar söktürücü etkisinden faydalanılarak kilo kaybına yardımcı olması için tüketilmektedir. Bu nedenle vücutta su kaybını arttırarak kişileri zayıflatabiliyor. Ancak bu durum tabiki sağlıklı değil. Fazla kilolarınızdan kurtulmak istiyorsanız kilonuzdan değil yağlarınızdan kurtulmanız sağlıklı olacaktır vücuttaki su kaybı geçici bir çözümdür ancak vücudunuzdaki yağları kaybettiğiniz zaman kalıcı zayıflığa kavuşmuş olursunuz .. 

Bitki çayları günlük olarak sağlıklı beslenmede tabiki tüketilebilir. Ancak ekstra yağ yakıcı veya kilo kaybına yardımcı özelliği olduğu düşünülüp fazlaca tüketiminden kaçınmak gerekiyor. Devamlı kullanımı vücutta baş dönmesi, çarpıntı, pankreas işlev bozukluğu gibi bazı zararlı etkenlere  yol açabilmekte. Özellikle laksatif etkisinden yararlanılan sinameki çayının uzun süreli kullanımında, kas zayıflığı, anemi, bağırsak harabiyetine yol açması ve bu nedenle bazı enzimlerin emilimini azaltması gibi etkleri olabiliyor.

Bitki çaylarının tüketiminde bir diğer önemli husus ise hazırlanış şekli. Toplum olarak bitki çaylarını tüketirken genellikle bolca kaynatırız ancak bu oldukça yanlış bir hazırlama şeklidir. Bu esnada bitki çayının ekstrelerinin yoğunlaşmasına sebep olacağı için hem tadını bozacaktır hemde zehirlenmeye sebep olabileceketir. Genel olarak bitki çayı hazırlanırken yaklaşık 2 çay kaşığı bitkiyi 1 fincan kadar sıcak su içerisinde 10 dk kadar demlemeye bırakmalı ve öyle tüketilmelidir.Bu konuda artık yaygın olarak kullanılan poşet çaylar oldukça kullanım kolaylığı sağlıyor. 

Bitki çaylarında bulunan flavonoid ve antioksidan gibi vücut için yararlı olan bileşimler metabolizmanın hızlanmasına ve zararlı etkenlerden kurtulmanıza yardımcı olabilir ancak günlük tüketiminiz 2-3 fincanla sınırlı kalmalı ve uzun süreli tüketimlerden kaçınmalısınız. 

Bazı bitki çaylarının özelliğine birlikte göz atalım:
 
Mate Çayı: Mate bitkisinin içeriğinde kafein, teobromin, kafeik asit türevleri ve flavanoitler başta olmak üzere saponinler ve nitrit glikozitleri de bulunur. Bileşimindeki kafein ve klorojenik asit nedeniyle uyarıcı bir etkisi olduğundan, zihinsel ve fiziksel yorgunluğun giderilmesinde etkilidir. Aynı zamanda idrar söktürücü etkisi de vardır. Bu etkileri nedeniyle ödem atıcı ve metabolizmayı uyarıcı, enerji verici olarak kullanılır. Aynı zamanda iştahı baskılar ve sindirimi kolaylaştırır.

Sinameki Çayı: Hemen hemen her zayıflama çayı karışımında bulunan ve sıklıkla kullanılan bir bitki türü olan sinamekinin 400′ü aşkın türü yetişmektedir. Sinameki bitkisinin müshil etkisi vardır. Geçici süreli olarak, kabızlık ile ilgili problem yaşayanlarda kullanılabilmektedir. Uzun süreli kullanımı tavsiye edilmez çünkü bağırsak tembelliğine yol açabilir.

Rezene Çayı:Rezene çayını herhangi bir rahatsızlığınız olmasa da B, C vitaminleri ile potasyum, magnezyum ve kalsiyum gibi mineralleri almak ve vücudunuzu güçlendirmek için tüketebilirsiniz.C vitamini bağışıklık sistemini güçlendirirken kalsiyum kemik yapısını güçlendiren bir mineraldir.Rezene çayı,laktasif etkisi ile kabızlığı önler.
Her yaş için şifa olan rezene çayı,gaz ve şişkinlik ile kendini gösteren sancılı, hafif sindirim sistemi rahatsızlıklarına karşı faydalıdır.Soğuk algınlığındaki öksürüklerde, balgam söktürücü olarak kullanılabilmektedir.
Rezene çayı,üst solunum yolu rahatsızlıklarında ve hazmı kolaylaştırıcı, bebeklerde bilimsel adı kolik olan sebebi tam bilinmeyen veya gazdan olabilen sancılara karşı savaşır ve emziren kadınlarda süt artırıcıdır.Ancak emizirme dönemindeki kadınlar uzmana danışmadan rezene ürünleri tüketmemelidir çünkü kan şekerini olumsuz olarak etkileyebilir.Ayrıca Safra kesesi, böbrek ve karaciğer rahatsızlığı bulunanlara rezene çayı içmemelidirler.

Yeşil Çay:Zayıflama söz konusu olunca ilk akla gelen yeşil çay, köken olarak diğer çaylardan çok farklı olmamakla birlikte yüksek anti-oksidan kapasitesiyle içeceklerin baş tacı sayılabilecek niteliktedir. Sindirim sorunları yaşayanlar için yeşil çayın ayrı bir önemi var. Bazı çalışmalara göre yeşil çay tüketimi, sindirimi rahatlatıyor. Yeşil çayda bulunan ‘epi-gallo-kateşin-3-gallat’ adı verilen ve kısaca EGCG olarak isimlendirilen bir biyolojik öğenin vücuttaki yağ yakım hızını artırarak obeziteyle savaşmada rol oynayabileceği bildiriliyor.

3 Mart 2015 Salı

BİR ALKALİ DİYET HİKAYESİ

Günümüzde o kadar çok çeşitte diyet tipi çıktı ki artık insanlar hangisine inanacağını, hangisini uygulayacağını şaşırır oldu. “ Aaa bu yeni çıkmış bunu uygulayayım .” “ Bak duydun mu falanca şu diyeti uygulamış şu kadar kilo vermiş bende uygulayayım”.. Size bu hikayenin sonunu anlatıyorum: Pek çok çeşitte diyet uygulanır fazla miktarda kilo kaybedilir sonra fazlasıyla geri alınır bu süreç böyle devam eder ve en sonunda “Ya bu böyle olmayacak galiba” denir ve metabolizmanın en yorulmuş haliyle doğru diyetisyene gidilir.... Peki bunca eziyete zaman kaybına hiç gerek kalmadan direkt olarak diyetisyene gidilse, bir uzmandan yardım alınsa kilolar kaybedilse ve uzun süre bu böyle korunsa kötü mü olur?

Şuan çok popüler bir diyet daha gündemde Alkali diyet... Peki nedir bu ALKALİ DİYET?

 Alkali beslenme aslında sağlıklı bir yaşam standardı oturtmaya çalışan bir beslenme tarzıdır. Sebze ve meyve ağırlıklı beslenerek hem vücudu alkali yapmaya hem de fazladan enerji alımını kısıtlayarak kilo kaybına yardımcı olur. Alkali diyeti önerenlerin arkasındaki teori; et, süt, şeker, kafein, alkol, yapay ve işlenmiş yiyecekleri yemekten kaçınmak, daha fazla taze sebze, meyve ve kuruyemiş tüketerek vücudun pH seviyesini dengede tutmaktır.

PH potansiyel hidrojen anlamına gelir ve 0 ile 14 arasında değişen bir ölçekte ölçülür. 7den yukarı seviye alkali, 7den aşağı seviye asit olarak tanımlanır. Vücuttaki pH tarafından sağlanan homeostasis ve denge, vücutta sağlıktan sorumlu biyokimyasal fonksiyonların korunmasını amaçlar. Ancak şöyle bir gerçek var ki vücut ph değerini zaten kendisi için en uygun olan şekilde denetleyebiliyor ve uygun pH değerinde tutuyor.  Vücudumuzdaki hücrelerin çalışması nötr ortamlarda olur. Ancak vücudumuz da bu sıvıların nötr ortamda tutulması için hiçbir şeyden etkilenmeyen bir denetim mekanizması bulunur. Bu sayede vücut sizden yardım almadan kendi pH mekanizmasını zaten kendisi düzgün bir şekilde çalıştırıyor ve uzun süreli açlık grevleri gibi normal olmayan koşullar hariç vücut bunu asla bozmuyor.

PH hakkında bilgi verdikten sonra gelelim çabucak kaybedilen kilolara… Hiçbir sağlıklı beslenme programında ani kilo kayıpları hedeflenmez aylık 2,5-5 kg arası olan kayıplar idealdir bunun üzerindeki kayıplar (çok kilolu olan kişilerde bu sayı biraz daha artabilir) sağlıksız kabul edilir bu nedenle ani kilo kaybı kulağa hoş gelsede asla bir geleceği yoktur ve ilerde fazlasıyla geri alırsınız. Alkali diyet soya sütü, pirinç sütü, manda sütü ve yoğurdu, çiftlik somonu, ton balığı, hamsi, sardalya, uskumru, karpuz, kayısı, çilek böğürtlen, nektarin, kuru hurma ve incir, armut, siyah üzüm ve kuru siyah erik gibi az alkali besinlerin ağırlıkta olduğu bir beslenme şeklidir genelleme yapacak olursak eğer daha çok süt, sebze ve meyve ağırlıklı bir beslenme şekli olup; demir, B12 ve kalsiyum eksikliğine sebep olabileceği için bir uzman gözetiminde değilseniz uygulamanızı tavsiye etmem. Alkali beslenen bireyler aslında Akdeniz tarzı bir besleme çeşidini benimser. Alkali diyet sağlıklı besinleri, sağlıklı yağları, tohumları ve baharatları içeren bir programdır. Yanı yıllardır bilinen bir beslenme tarzı alkali beslenme adı altında ünlülerle beraber piyasaya sürülmektedir. Böylece popüler bir diyet daha hayatımıza girmiştir.


Sözün özü her gün ayrı bir popüler diyet ortaya çıkıyor fakat birçoğunun bilimsel hiçbir dayanağı yok..  Bütün besin çeşitlerini tüketerek kilo vermeniz mümkün o nedenle pek çok diyet deneyip metabolizmanızı yormaktansa bir uzmana danışıp en sağlıklı bir şekilde kilo vermenizi tavsiye ederim. Vücudun bütün besinlere ihtiyacı var bu nedenle hiçbir şeyi kısmadan sadece porsiyonlamalarınıza dikkat ederek bile gayet sağlıklı ve kolay bir şekilde zayıflayabilirsiniz….

25 Şubat 2015 Çarşamba

MADEN SUYU VE SODA TÜKETİMİ

                                         Maden suyu ile soda arasında fark varmıdır?
                                         Maden suyu/soda  zayıflatırmı? 
                                        Sindirime iyi gelirmi? 
                                        Gün içerisinde ne kadar soda içebilirim? 
                                        Soda içmenin bir zararı varmıdır? vs..

Bu gibi sorularla çok karşılaşıyoruz bu nedenle bu konuda daha ayrıntılı bilgi vererek sizleri bu konuda bilinçlendirmek istiyorum.


  Öncelikle doğal maden suları yer altındaki çevrimleri sırasında toprakta bulunan bir takım element ve maddeleri çözündürürler.Çözünmüş halde mineral ve gaz içeren kaynak suları maden suyu adı altında toplanır. Maden suyu, içerdiği tüm mineraller ve karbondioksit gazı ile birlikte yer altındaki çatlaklardan yol bularak yeryüzüne çıkar ve tamamen “doğaldır”. İçerdiği elementler arasında beslenme fizyolojisinde rol oynayan ve yararlı olanlarda vardır. İçeriğinde;karbondioksit,sülfat, klorit, florit, kalsiyum, magezyum, sodyum ve demir içerir. Maden suyunda 500 mg/l'den daha az mineralli olanlara düşük mineralli su, 1500 mg/l'den fazla olanlara ise yüksek mimeralli su denilmektedir. Gelelim maden suyu ile soda arasındaki farka : Doğal maden suyu içeriğinde doğal olarak karbondioksit bulunduruyor fakat sodaya karbondioksit daha sonradan ekleniyor. Bunun yanı sıra maden suyu topraktan çeşitli mineralleri yapısına katarak yeryüzüne ulaşıyor fakat sodanın böyle bir özelliği yok yapısında maden suyu gibi mineral içermiyor. Bunun yanı sıra sodanın bilinenin aksine sindirimi kolaylaştırma gibi bir özelliği bulunmuyor. Yapısında sindirim enzimi veya sindirime yaralı herhangi bir enzim içermiyor. Yalnızca midedeki fazla gazın atımını kolaylaştırdığı için midedeki gazdan kaynaklı oluşan gerilmeyi atmaya yardımcı oluyor. Bunun yanı sıra soda da tuz bulunduğu için fazla tüketimi ödeme sebep olabiliyor hatta zayıflama için bol bol içildiğinde fazla ödem yapacağı için yağların yakımını bile zorlaştırıp yağ depolanmasına sebep olabiliyor.Maden suyu zengin mineral içeriği sayesinde gün içerisinde özellikle de yazın terleme yoluyla kabettiğiniz mineraleri tekrar kazanmanız açısından oldukça faydalıdır.Maden suyu aynı zamanda içerdiği mineraller ile cilt güzelliğine ve cildin temiz ve pürüzsüz görünmesine de katkıda bulunuyor.Fakat maden suyu ve soda aşırı sodyum içerdiği için fazla tüketilmemesi gerekiyor. Maden suyu alırken sodyumun düşük magnezyum ve kalsiyumun içeriğinin daha yüksek olmasına dikkat etmeniz gerekiyor. Maden suyu ve sodadnın fazla tüketimi tansiyonun yükselmesine , içeriğinde sodyum fazlalığından dolayı vücuttan kalsiyum atımına sebep olabileceği için günde iki şişe maden suyundan fazla tüketmemek gerekiyor. Bunun yanı sıra eğer hipertasiyon, kalp veya böbrek hastası iseniz sodadan uzak durmanızda fayda var.  Maden suyu bir ihtiyaç soda ise bir tercihtir diyorum ve en sağlıklısını tüketeceğinize inanıyorum ....

18 Şubat 2015 Çarşamba

BAZAL METABOLİZMA HIZINI ETKİLEYEN ETMENLER



Günlük hayatta en çok karşılaştığımız cümlelerdir: “Metabolizmam hızlı çalışıyor kilo alamıyorum” veya “Metabolizmam çok yavaş su içsem yarıyor..” Metabolizma hızını etkileyen çeşitli faktörler var. İşte bunlardan bazıları:

1.Yaş ve Cinsiyet: Büyüme döneminde vücut dokularının yapımı ek enerji gerektirdiğinden bazal metabolizma hızlıdır. Büyüme tamamlandıktan sonra bazal metabolizma hızı düşmeye başlar.Kadınların bazal metabolizma hızı erkeklere oranla daha düşüktür.

2.Vücudun Cüssesi ve Bileşimi: Vücut cüssesinin büyüklüğü ile yani vücudun kapladığı alanın büyüklüğüne göre BMH değişir. Ancak cüsse ile BMH arasında yüksek bir ilişki bulunamamıştır. Bunun yanı sıra vücudun aktif hücrelerini oluşturan yağsız kütle ile BMH arasında önemli bir ilişki tespit edilmiştir. Bireyler arasındaki BMH farklılığın nedeni %80 oranında yağsız kütle farklılığından kaynaklanmaktadır. Erkeklerde yağsız kütle, kadınlarda ise yağlı kütle oranı daha yüksek olduğundan (erkeklerde yağsız kütle vücudun %21 ini oluşturuyorken bu oran kadınlar için %33) kadınların BMH’ı erkeklere göre daha düşüktür.

3.Gebelik durumunda bazal metabolizma hızı artar.

4. Endokrin sistem: Özellikle troid bezinden salgılanan hormonlar BMH’ı arttırır. Bu nedenle hipertroidi de BMH yüksek iken hipotroidide bu durum tam tersidir. Bunun haricinde stres durumunda epinefrin hormonu salgılandığı için BMH daha yüksek olur.

5. Ateşli Hastalıklar: Vücut ısısının 1 derece yükselmesi BMH’da %7 artışa yol açar.

6.Kas Tonu bireyler arasında farklılıklar gösterir; mutlak dinlenme anında bazı bireylerin kasları diğer bireylere göre daha hareketli durumdadır. Öfke, coşku, düşünme gibi durumlarında kas tonu fazladır. Tedirgin tipteki bireyin BMH’ı rahat bir bireye göre daha yüksektir.

7.Ağır fiziksel hareketlerden sonra kaslar tam dinlenme durumuna geçmez bu nedenle fiziksel aktiviteden sonra yapılan ölçümlerde bazal metabolizma hızı daha yüksek çıkar.

8.Diyetin bileşimi de bazal metabolizmayı etkilediği düşünülmektedir. Diyette protein yüksek olduğu zaman bazal metabolizma hızının yükseldiği görülmüştür.

9.Uyku durumunda bazal metabolizma hızında azalma olur.

10. Uzun süreli açlık durumunda vücut daha az enerji harcamaya çalışmaktadır. Uzun süre düşük düzeyde enerji alımı olan bireyler enerjiyi daha tasarruflu harcamaktadır bu nedenle fazla yemeye başladıklarında hızlı kilo artışı görülmektedir.


11.Mensturasyon döngüsü: Metabolik hız yumurtlama anından bir hafta önce en düşük mensturasyondan hemen önce en yüksek düzeydedir.

13 Şubat 2015 Cuma

PROTEİN DİYETİ HAKKINDA BİLİNMESİ GEREKENLER


Son dönemlerin en popüler diyeti: Protein diyeti.. Aslında kilo kaybı konusunda oldukça başarılı ve durmuş olan bir metbolizmanız varsa yeniden canlandırmaya birebir. Fakat bir uzman eşliğinde yapılırsa...
Protein diyeti adındanda anlaşıldığı gibi protein oranı yüksek bir diyettir. Protein diyeti özellikle kilo vermesi durmuş olan bireylerde metabolizmayı canlandırmak adına uygulanır.Normal bir beslenme programında ihtiyacınız olan kalorinin %12-15 arası proteinden gelirken bu diyetle %20'ye çıkabiliyor. Protein hem hayvansal hemde bitkisel kaynaklı olması gerekiyor.  Burda önemli husus kısa dönemli olmasıdır çünkü uzun süreli ve bilinçsizce yapılan protein diyetleri özellikle böbrekleri oldukça zorlayacak ve çeşitli sağlık problemlerine yol açacaktır bu nedenle 1 haftalık uygulamalı ve diğer hafta bu oranı yavaş yavaş azaltmaya başlanmalıdır böylece verilen kilolar aniden geri alınmayacak ve kalıcı olacaktır.Protein diyeti tamamen kişiye özel ve bir uzman tarafından hazırlanmalı aksi takdirde bahsettiğim gibi önemli sağlık problemlerine yol açabilir.Dukan, isveç ve diğer popüler diyetlere kapılıp gidilmemelidir.
Protein Diyetinde Amaç;Bitkisel ve hayvansal proteinlerin tüketimini sağlık çerçevesinde arttırmaktır. Burada önemli olan konu ise karbonhidrat tüketimini sınırlandırmalı fakat tamamen kesmemektir. Aynı zamanda etlerin hazırlanışı ve tüketim sıklığıda çok önemli. Kızartma, mangal kesinlikle yasak olup; buğulama, haşlama  veya ızgara yöntemiyle pişirilmelidir. Sürekli olarak hem öğlen hem akşam kırmızı et tüketimide oldukça sakıncalı olup beyaz etlerden ve balık etindende yararlanılmalı bunun yanı sıra bitkisel protein olan kurubaklagillerde listeye eklenmeli ve hafta içerisinde dengeli bir şekilde dağılımı yapılmalıdır. Kahvaltı ve ara öğünler her diyette olduğu gibi bu diyettede oldukça önemli olup kahvaltılarda peynir tüketimine dikkat edilmeli yağsız peynir tüketilmelidir. Bunun yanı sıra istediğiniz kadar sezbe tüketebilirsiniz.Ara öğünlerde ise meyvenin yanında süt ve süt ürünlerinden bir besinin  beraber tüketilmesi önerilmektedir. Bunların yanı sıra karbonhidrat az öncede bahsettiğim gibi yalnızca sınırlandırılıyor ancak asla tüketimi kesilmiyor. Karbonhidrat tüketmediğiniz zamanlarda; merkezi sinir sistemi sorunları,(aşırı stres veya sinir) halsizlik, uyuşukluk,saç dökülmesi gibi sorunlar karşımıza çıkıyor.
Protein diyetindeki yasaklardan bahsedecek olursak ; Her sağlıklı beslenme programında olduğu gibi 3 beyazdan; un tuz ve şekerden uzak durulması gerekiyor. Bu besinler kesinlikle yasak çünkü fazla tüketimi özellikle şekerin fazla tüketimi vücutta yağa çeviriliyor. Vücudumuzdaki fazla yağlanma sadece yediğimiz yağdan veya yağlı besinlerden değil gereğinden fazla miktarda karbonhidrat; özelliklede şekerli ürünlerin tüketiminden de kaynaklanıyor. Protein diyetinizde alacağınız yağ miktarı zaten artacağı için mümkün olduğunca yağsız beslenmelisiniz.Pişirme yöntemlerine ve et seçimine dikkat etmelisiniz.Haftada 2 gün et kaynaklı protein yerine bitkisel proteini yani kurubaklagili tercih etmelisiniz. Ekmek tüketimi olarak; kepekli makarna, tam tahıllı ekmek veya esmer pirinci tercih edebilirsiniz.Ancak bu gruptan herhangi birini seçmelisiniz ve size uygun görülen miktarlarda tüketmelisiniz.Örneğin ekmek tükettiğinizde makarna veya pilav tüketmemelisiniz. Ancak tam tahıl ürünleri tüketmeye özen göstermeli beyaz ekmek, pirinç ve makarnadan uzak durmalısınız. Her beslenme programında olduğu gibi bol su tüketiminiz oldukça öneli 2-2,5 litre arası su tüketimine özen göstermelisiniz.

Protein diyeti vücudu yorabileceği için tamamen size uygun olmalı ve süresi oldukça kısa tutulmalı ardından hemen korumaya geçilmelidir. Eğer bir sağlık probleminiz özellikle de böbreklerle ilgili bir hastalığınız varsa uygulamaktan kaçınmalısınız. Diyeti uygulamadan önce mutlaka bir uzmana danışmalı ve diyetisyen eşliğinde tamamen size özel bir programla başlamalı ve onun gözetiminde devam etmelisiniz.


                 EN SAĞLIKLI VE HAFİF GÜNLERE...

TROİD HASTALIKLARI VE BESLENME


Tiroid bezi, trioglobülin türevi hormonları salgılar. Hormonun salgılanması için iyot önemlidir.Tiroid bezi iyodu alıp depo eder ve iyot-protein yapısında olan troksin(T4) ve triiodotronin(T3) adlı hormonları salgılar.T4'ün T3'e dönüşümünde selenyum ve A vitamini etkinlik gösterir. Bu hormonların kandaki düzeyi hipofiz bezinden salgılana bir hormanla (TSH) ayarlanır.
Hipotiroidi:Tiroid hormonlarının yetersizliğinde bazal metabolizma hızı düşer.Tiroid hormonları yetersiz olan bireylerde genellikle uykulu olma durumu ve kilo artışı görülür.
Hipertroidi:Tiroid bezinin aşırı çalışarak fazla hormon salgılaması metabolizma hızını yükseltir. Bu gibi kişilerde kalp çarpıntısı, ateş yükselmesi ve sinirlilik en çok görülen özelliklerdir.Enerji gereksinimini arttırdığı için fazla yemek yeme isteğide hipertroidinin belirtisidir.

Hastalıkları ilerleten faktörler; yetersiz ve dengesiz beslenme, demir ve selenyum yetersizliği, lahana-turp gibi besinlerrde bulunan guvatrojenler ve genetik özelliklerdir.En iyi iyod kaynağı yiyecekler deniz ürünleridir.

Beslenme Önerileri:

  • Taze sebze ve meyve tüketiminizi arttırın tükettiğiniz besinlerin mevsimine uygun olmasına özen gösterin.
  • Tam tahıl tüketiminizi özellikle kurubaklagil tüketiminizi arttırın haftada en az  2 kez tüketmeye özen gösterin.
  • Doymamış yağ asitlerinden özellikle omega 3 'ün tiroid hormonlarına olan olumlu etkisinden dolayı ve aynı zamanda hem iyot hemde selenyum içeriğinin zengin olmasından dolayı balık tüketiminizi arttırın haftada 3 kez balık tüketmeye çalışın.
  • Et tercihlerinizi daha çok hindi eti, derisiz tavuk eti ve yağsız kırmızı etten yana kullanın.
  • Hipertroidiniz varsa iyotsuz hipotroidiniz varsa iyotlu tüz tüketmeye çalışın ancak tuz tüketimi için doktorunuza başvurmalısınız.
  • Doktorunuzun önermediği hiçbir ilacı kullanmayın.Bu esnada beslenmenize önem verin.
  • E vitamini iyod emilimini arttırıyor bu nedenle E vitamini içeren besinleri tüketebilirsiniz.
  • Çinkodan zengin besinleri tüketmelisiniz.
  • Selenyumun tiroid hormonlarını düzenlemeye yardımcı bir hormon olduğunu belirtmiştim selenyumdan zengin gıdaları beslenmenize eklemelisiniz.
  • Tiroid hastalarında ödem oldukça sık görülen bir problemdir bu nedenle su tüketiminizi arttırmalısınız.
  • Çikolatanın içerisinde bulunan kadmiyum elementi vücuttan selenyumu attığı için tüketmemelisiniz. 
  • Özellikle hipertroidi hastalarında metabolizma hızını daha da arttırcağı için nikotin, kahve, alkol ve çaydan uzak durmalısınız.
  • Tiroid hormonlarını yavaşlatan besinler mümkün olduğunca az tüketilmeli ve pişmiş tüketilmeli; Turp, beyaz-kara lahana,karnabahar, brokoli,brüksel lahanası,hardal, soya fasulyesi,yer fıstığı.
  • Beslenmenize E vitamini, lif ve çinko içeriği bakımından zengin olan keten tohumunu eklemelisiniz yemeklerin üzerine döküp tüketebilirsiniz. Bunun haricinde deniz ürünleri, sarımsak, maydonoz, kayısı,hindistan cevizi, yumurta da tiroide faydalı besinlerdir.
                                      SAĞLIKLI GÜNLER DİLERİM....

9 Şubat 2015 Pazartesi

KARACİĞER YAĞLANMASINDA BESLENME ÖNERİLERİ



Karaciğer yağlanması, normalde yağ içeriği %10’dan az olan yağ oranının artmasıyla olşur. Burada biriken lipidlerin çoğu trigliseridlerdir. Karacağier yağlanması:
1-Alkolizm
2-Beslenmeye bağlı yağ sentezinin artmasıyla
3-Çeşitli hastalıklar sonucu( kronik pankreatit, PEM, aşırı şişmanlık,malabsorbsiyon sendromu)
4-Çeşitli ilaçların uzun süre kullanımı 
Sonucu oluşabilmektedir.




   Karaciğer yağlanmasında; vücut ağırlığında azalma, ishal, ayaklarda ödem, kuru cilt, anemi, düşük serum albumini, nadiren sarılık, yumuşak karaciğer hastalarda görülen bulgulardır.

Karaciğer Yağlanmasında Dikkat Edilmesi Gerekenler:
1)Yağlı yiyeceklerden uzak durulmalı, yağ tüketim azaltılmalı.
2)Sebze ve meyve tüketimi yeterli miktarda olmalı . Karaciğer yağlanmasında vücudun özellikle antioksidan ihtiyacı çok olur bu nedenle özellikle antioksidan etkisi yaratacak besinler tüketilmelidir. Bu noktada özellikle enginar tüketimi çok etkilidir. Bunun haricinde hem yağ depolamasını önleyen inositol içeriği hemde likopen (güçlü antioksidan) içeriği sayesinde greyfurt tüketebilirsiniz. Gün içerisinde daha fazla vitamin, mineral ve antioksidandan yararlanabilmek için sebze ve meyve tüketimlerinizin çeşitliliğine özen göstermelisiniz.
3)Alkol,  karaciğere en çok zarar veren etmenlerden biridir. Alkol kullanımı sonucunda vücutta biriken toksinler, karaciğer hücrelerine zarar vererek ölümcül sonuçlar doğurabilecek hastalıklara neden olabilir. Bu nedenle karaciğerin sağlığı için alkol tüketiminin bırakılması gerekmektedir. Eğer alkol kullanılıyorsa da; çok düşük miktarlarda ve hergün tüketmek yerine haftanın belirli günleri tüketilmelidir. 
4)Karaciğerin yükünü azaltmak için olabildiğince doğal ve sağlıklı beslenmeli katkı maddesi olan besinlerden uzak durulmalı.
5)Şarküteri ürünlerinden(sucuk,salam,sosis) ve sakatatlardan uzak durulmalı.Yağlı besinlerin et,yumurta,tavuk derisi vb besinlerin tüketimi azaltılmalıdır.
6)Düzeni olarak spor yapılmalı veya aktivite arttırılmalıdır.
7)Fazla kilo varsa eğer fazla kilolardan kurtulunmalı.
8)aşırı derecede kuruyemiş ve şeker tüketimi en aza indirilmeli olabildiğince kısıtlanmalıdır.



Karaciğer yağlanması düzenli beslenme ile düzeltilebilir bir durumdur. Beslenmenize dikkat ettiğiniz zaman fazla yağlanmadan kurtulmuş olacaksınız .

6 Şubat 2015 Cuma

DÖRT GÜÇLÜ BAHARAT




Günlük hayatta yemeklerin lezzetine lezzet katmak için pek çok baharat kullanıyoruz. Yemeklerin üzerine ektiğiniz tatlandırmak için attığınız bir tutam toz baharat belki de sizi birçok hastalığa karşı koruyor… Baharatlar çok güçlü etkilere sahip.  Bu noktada hemen bir tavsiye vermek istiyorum yemeklerinizi tatlandırmak için tuz kullanmak yerine mümkün olduğunca baharatlardan yararlanmalısınız böylece hem gereksiz tuz tüketiminden kurtulmuş olacaksınız hem de pek çok hastalığa karşı korunmuş olacaksınız. Gelin size özellikle günlük hayatta daha az kullandığımız ama oldukça yararlı olan 4 büyük baharatın yaraları hakkında bilgi vereyim…



KETEN TOHUMU:
Keten tohumu yüksek oranda omega 3 içeriyor. Bu sayede tam bir kalp dostu. Kalp damar hastalıklarına iyi geliyor; LDL kolesterolü ve trigliserid seviyesini düşürüyor. Oluşturduğu tokluk hissi sayesinde gereksiz atıştırmalar yapmaya karşı sizi engelliyor. Aynı zamanda hem bağırsak hemde sindirim sisteminin düzenli çalışmasını sağladığı için kilo kaybını kolaylaştırıyor. Bağırsak sisteminin çalışmasıyla kabızlığın önlenmesine de yardımcı oluyor. Konsantrasyonu arttırıyor böylece yaşa bağlı oluşan dikkat dağınıklığına ve unutkanlığa iyi geliyor; hafızayı güçlendiriyor. Egzema gibi deri hastalıklarının iyileşmesine yardımcı oluyor ve haricen kullanıldığında yaraların daha çabuk iyileşmesini sağlıyor. Tüm bunların haricinde içeriğindeki B12 sayesinde sinir sistemini güçlendiriyor. Ruhsal bozukluklara iyi geliyor. Solunum yolu rahatsızlıklarına ve öksürüğe iyi geliyor. Kan şekerinin düzenlenmesine ve yüksek tansiyona karşı da oldukça etkili.

KİMYON:
Safra salgısını uyararak bağırsak gazlarının dışarı çıkmasını sağlıyor. Hazımsızlığı gideriyor, sindirimi rahatlatıyor. Bu nedenle özellikle kurubaklagil yemeklerinde kimyon kullanmanızı tavsiye ediyorum. İçerdiği demir minerali sayesinde besinlerin emilimini kolaylaştırıyor ve adet dönemlerinin daha rahat geçmesine yardımcı oluyor. Kimyon çay olarak tüketildiğinde ise adet düzensizliğine iyi geliyor. Kış hastalıklarına karşı koruyucu etkiye sahip. Anne sütünü arttırmaya yardımcı oluyor. Ancak hamilelerin fazla kimyondan kaçınması gerekiyor. Yapılan çalışmalar düzenli kimyon tüketiminin daha rahat ve düzenli uyku sağladığını göstermiş. Aynı zamanda sinirleri yatıştırıcı etkisinin de olduğu biliniyor(çay olarak tüketildiğinde) . Hormonların düzenlenmesine yardımcı oluyor.

ZERDEÇAL:
Köri tozunun temel öğelerinden biri olan zerdeçal Asya’da uzun yıllardır doğal ilaç olarak kullanılıyor. Etken maddesi “curcumin”dir. Curcuminin E ve C vitaminine göre daha güçlü antioksidan etki gösterdiği bulunmuştur. Çok güçlü bir antioksidan özelliği sayesinde kansere karşı güçlü bir koruyucu ve tümör hücrelerinin çoğalmasını engelleyici özelliğe sahip.Bunun yanı sıra iltihap giderici etkisi bulunuyor. Karaciğerdeki toksinleri gidermeye yardımcı oluyor. Solunum yolu enfeksiyonlarının tedavisinde kullanılıyor. Safra kesesi ve safra yollarını fonksiyonel hastalıklara karşı koruyor.  Kolesterolü düşürücü etkisi sayesinde kalp hastalıklarına karşı koruyor. Hazmı kolaylaştırıyor. Sigaranın yarattığı zararı azaltmaya yardımcı oluyor. Zerdeçalın ayrıca kistik fibroz hastalığının tedavisinde etkili olabileceği yapılan araştırmalarla gözlemlenmiştir. 200mg/gün’lük dozlarda(yaklaşık3-4 silme tatlı kaşığı)antiantienflamatuvar, antikanserojen ve antiaterojenik olduğu gösterilmiştir.


ÇÖREK OTU:
İçerisinde pek çok yararlı mineral içeren çörek otu içeriğindeki nigellon ve thymoquinon sayesinde bağışıklık sistemini güçlendirici etkiye sahip. Aynı zamanda çok iyi bir antioksidan özelliği taşıyor. Vücudu tahrip eden mikroplara karşı vücut direncini arttırıyor. İltihap oluşumunu engelleyici etkisi sayesinde eklem iltihaplanmalarına karşıda iyi geliyor. Özellikle yağı başta meme ve prostat kanseri olmak üzere pek çok kanser türüne karşı yavaşlatıcı etki gösteriyor. Çörek otunun düzenli tüketimle beraber; antikansorejenik, antiülserojenik, antibakteriyel,antiiflamatuar ve analjenik, antioksidan, hipoglisemik, bağışıklık sistemini güçlendirici etkisi bulunuyor. Hayvanlar üzerinde yapılan çalışmalarda karaciğer kanserine karşı etkili olduğu gözlenmiş. Vücutta biriken toksik zehirleri baskıladığı ve etkisini azalttığı biliniyor. Pankreasta insülin salınımı yapan beta hücrelerini uyararak kan şekerini düzenleyici etki sağlıyor. Özellikle günümüzde sık sık görülen alerjik durumlara karşı da çörek otunun faydası yüksek. Alerjenik reaksiyonlara karşı vücudu baskılayıcı rol oynadığı Berlin Charite Üniversitesinde yapılan araştırmalarla kanıtlanmış. Egzama gibi rahatsızlıklara karşı iyi geliyor. Mide zarını tahriş eden etkenlere karşı mideyi koruyor mideyi rahatlatıyor ve reflüye iyi geliyor. Kalp hastalıklarına sebep olan homosisteini timokinon içeriği sayesinde düşürücü etki gösteriyor. Kalp-damar dostu olan çörek otu kolesterolü düşürüyor bunun yanı sıra hipertansiyona iyi geliyor. Hormon sistemini düzenlediği için ruh halini sağlamlaştırıyor ve yorgunluğu gideriyor…


Bu yazıyı okuduktan sonra tuzu bırakıp daha çok baharatlara yöneleceğinizi umuyorum. Gün içerisinde mümkün olduğunca çeşitli baharatlardan yararlanmaya çalışmalısınız. Bu baharatların bilinen yan etkileri yoktur. Ancak hep söylediğim gibi sağlıklı diye dozu kaçırmamak lazım bu nedenle sadece ihtiyacınız kadar ve gerektiği kadar kullanmalı fazla kullanımdan kaçınmalısınız.

                                   Lezzetli Günler Dilerim J …. 


4 Şubat 2015 Çarşamba

KURUBAKLAGİLLERİN BESLENMEDEKİ YERİ

Kuru fasulye, yanında güzel bir pilav birde ayran… Canınız çektiyse eğer hemen bugün tüketin derim. Haftada 2-3 kez kurubaklagil tüketiminin vücudunuza sağlayacağı yararları biliyor musunuz? Kuru fasulye, mercimek, iç bakla, nohut, kuru barbunya… Aslında hepimizin sevdiği fakat çok sık tüketmediğimiz besinler, ancak bu besinlerin faydalarını öğrendiğinizde tüketiminizi arttıracağınıza inanıyorum …

  Kurubaklagіller, bitkilerin olgunlaşmış tohumlardır. Köklerinde havanın azotunu biriktirme özellikleri vardır. Bu nedenle toprağı zenginleştirirler. Bileşimleri esas olаrаk karbonhidrat ve proteindir. Kapsadıkları yağlar, genellikle doymamış yağ asidini içerirler. Bol vitamin, mineralli, az yağlı, hayvansal kaynaklı ürünlere nispeten daha ucuz, kolesterol ve doymuş yağ içermeyen baklagiller, hayvansal kaynaklı protein tüketimi yetersiz olan birey ya da toplumlarda protein gereksinimini karşılamaya yardımcı oluyorlar.

  Kurubaklagillerin içeriğine bakacak olursak; bitkisel protein kaynaklarımız olmakla birlikte, 100 gramında yaklaşık 20-25 gr protein, yaklaşık 5 gram posa (sağlıklı bir bireyin her gün 20 ila 35 gr posaya ihtiyacı vardır), 2 gramdan daha az yağ içerirler. Yağ içeriklerinin oldukça düşük olmasının yanında kolesterol değeri sıfırdır. Tanelerin dış kısmında posa, iç kısmında nişasta bulunuyor. Baklagiller, esansiyel bir aminoasit olan metiyoninden düşüktür, bu nedenle tahıllarla birlikte pişirilmesi protein kalitesini arttırır bu durum özellikle vejetaryenler için önemlidir. Benzer şekilde, pişirilirken içine az miktarda et ilave edilmesi protein kalitesini yükseltir. Kurubaklagil yemekleri, C vitamini kaynakları ile birlikte tüketildiklerinde de demirin vücuttaki kullanımı artıyor.
  
  Gelelim vücuda yararlarına: Kalp hastalıklarının en önemli risk faktörlerinden biri kanda kolesterol düzeyinin yüksek olmasıdır. Kuru baklagillerde çözülebilir lif içerikleri dolayısıyla kan lipit seviyelerini düşürücü etkisi bulunmaktadır. Düzenli olarak tüketimi kan kolesterolünü, LDL kolesterolü ve trigliserit seviyelerini düşürücü ve HDL kolesterol seviyelerini ise yükseltici etki göstermektedir: Çözünür posa içerikleri, bağırsaklardan kolesterolün öncüsü safra asitlerinin emilimini azaltıyor ve karaciğerde kolesterol sentezini yavaşlatıyor böylece kan kolesterolünün düşürülmesine yardımcı oluyor.

  Kuru baklagiller kan şekerinin düzenlenmesinde yardımcıdırlar; içerdikleri çözünür lifler kan şekeri düzeyini düzenler. Glisemik indeksleri düşük olduğu için yavaş yakılan enerji sağlarlar. Bununla birlikte, yapılan bir başka çalışmalarda haftada 4 kez baklagil tüketiminin, kalp-damar hastalık riskini azalttığı ve lipit profillerini düzeltip, kan basıncı seviyelerini düzenlediği bulunmuştur.
Baklagiller tokluk duygusu yaratır, acıkmayı engeller. Fazla kalori içermedikleri için kilo koruma ve zayıflama programlarında uygun seçimler oluştururlar.

  Yiyecek olarak hazırlanmasında dikkat edilecekler:
Kuru fasulye, nohut, bezelye, mercіmek, börülcе, bakla gibi kurubaklagiller iyi pişirilmediğinde ve üstündeki zаrının alınmadığı durumlarda sindirimi zor oluyor. Bu nedenle еzilеcеk kıvama gеlmеsi pişmenin bir kriteri olarak ele alınabilir. (Kuru baklagilleri yeterli olacak şekilde pişirmek önemlidir. Eğer fazla pişirilirse çok yumuşar ve lapa haline gelir).Kurubaklagіller, bіtkіsel yiyeсekler іçіnde protеin kapsamları yüksеk olduğundаn dolayı, ekonomik ve dengelі yemek yaрmak için hayvansal proteinlerle birliktе pişirilmektedirler. Kurubaklagilleri en iyi pіşіrme yöntemi et ile( kıyma veyа kuşbaşı et, ayrıca уumurta gibi kıymetli protеinli besinlerle) sulu ortamda pişirmektir.
Pişirmeden önce gözden geçirilmesi ve yıkanması gereklidir. Sindirimin kolaylaşması için de uygun şekilde pişirilmelidir. Pişirilmeden önce oda ısısındaki suda cinsine göre 8-24 saat ıslatılmalıdır. Nohut ve kuru fasulye daha uzun süre ıslatılabilir. Kırmızı mercimekleri ıslatmaya gerek yoktur. Islatma süresinde tane ağırlığı kadar su çeker. Yumuşayan tanelerin dış zarları kolaylıkla çıkabilir. Ülser gibi sindirim sistemi hastalıklarında ve bebeklerin beslenmesinde zarlar ayrılabilir. Pişirilmeyle proteinin sindirimini sağlayan tripsin enziminin görevini engelleyen antitripsin özelliğini kaybeder ve sindirimi kolaylaşır. Ancak çok fazla kaynatılırsa proteinde değerini kaybedebilir.
Suda bekleterek ve doğru pişirmeyle birlikte yavaş ve iyi çiğnenerek tüketilirse baklagil yemekleri daha iyi sindirilir. Pişme suyu atıldığında da B vitaminleri ve minerallerde kayıplar olur. Sert sular pişmeyi güçleştirir. Düdüklü tencerelerde daha kolay pişirilir. Pişme suyuna kesinlikle soda veya yumuşatmaya yardımcı herhangi bir besin eklenmemelidir.

  Baklagiller, gaz yapıcı etki gösteren rafinoz ve diğer oligosakkaritleri içerirler. Ancak kurubaklagillerin yarattığı gaz şikayetlerini en aza indirmek için ıslatma suyunu dökün ve temiz su kullanarak pişirin. Baklagillerinizi tüketirken mutlaka gaz sökücü etkisi olan kimyonu eklemeyi unutmayın J

  Özellikle yeşil baklagillerle harika salatalar yapabileceğinizi unutmayın. Kuru baklagilleri salatalarınıza, çorbalarınıza, pilav veya makarnalarınıza da ekleyebilirsiniz. Haftada 2-3 gün kurubaklagil tüketmeyi ihmal etmeyin ….

                                    Şimdiden afiyet olsun.. Sağlıklı günler dilerim J

2 Şubat 2015 Pazartesi

BİR AVUÇ KURUYEMİŞ


Bir yiyecek düşünün; az tükettiğiniz zaman inanılmaz faydaları var fakat günlük tüketmeniz gereken miktarı aşıp  tüketirseniz de vücuda zararı var … Dengenin önemini gösteren en büyük atıştırmalık: Kuruyemiş.
            Kuru yemişlerin birçoğu içeriğindeki yağ asitleri sayesinde kötü kolesterolü düşürmeye birebir. Bu durum birçok araştırma ve deneyle kanıtlanmış bir gerçek. Ancak içeriğindeki yağ miktarı günlük yağ ihtiyacınızın büyük bir kısmını karşılıyor bu nedenle fazla tüketimi vücuda zarar veriyor. Kuru yemişleri biraz daha yakından tanımaya ne dersiniz?

E Vitamini Bombası BADEM:

Badem içerdiği tekli doymamış yağ içeriği sayesinde kötü kolesterolü (LDL) düşürme konusunda oldukça yararlı bir besin. Aynı zamanda içeriğinde bol miktarda E vitamini bulunduruyor. E vitamini antioksidan etki göstererek kolesterole bağlı oluşan damar hastalıklarını önlemeye yardımcı oluyor. Aynı zamanda diğer besinler yoluyla alınan E vitaminini de arttırdığı yapılan araştırmalarda gözlemlenmiş.

İngiliz “British Journal of Nutrition” dergisinde yayınlanan bir araştırmada, yüksek kolesterolü bulunan hastalara içinde bademinde yer aldığı kuruyemişler, soya proteini, suda çözünen besin lifi bakımından zengin gıdalar (bezelye, yulaf, fasulye) içeren özel bir beslenme programı uygulanmıştır. 2 hafta sonunda hastaların kolesterol seviyelerinde maksimum düzeye yakın bir azalma tespit edilmiştir.

Yüksek lif oranı içeriği ile özellikle diyabet hastalarında yemeklerden sonra ortaya çıkan kan şekerindeki dalgalanmaları yarattığı tokluk hissi sayesinde düzenlemeye yardımcı oluyor.

Kemik sağlığı açısından önemli mineraller olan kalsiyum, magnezyum ve fosfor bademde bol miktarda bulunduruyor. 30 gram badem günlük potasyum ihtiyacının yaklaşık % 8’ini, fosfor ihtiyacının % 14’ünü , magnezyum ihtiyacının ise % 20’sini karşılamaya yetiyor. Magnezyum özellikle kalsiyum ve D vitamini seviyesinin düzenlenmesi açısından önemli bir mineraldir.

Çinko Madeni KABAK ÇEKİRDEĞİ:

Kabak çekirdeği yüksek oranda çinko, demir ve magnezyum minerali içeriyor. Çinko içeriği sayesinde bağışıklık sistemini güçlendiriyor, magnezyum içeriği sayesinde kalp rahatsızlıklarına karşı koruyor. İçeriğindeki bir diğer önemli bileşen ise omega-3: Bitkisel omega 3 yağ asitleri (Alfa Linolenik Asit veya ALA) vücut tarafından çok daha etkili EPA ve DHA omega 3 yağ asitlerine dönüştürülüyor. Önemli bir bileşen olan omega 3 eklem kireçlenmesinden depresyona, bebek gelişimden astıma, dikkat eksiliğinden Alzheimer’e kadar pek çok hastalığın önlenmesinde ve tedavisinde kullanılmaktadır.
Bakın kabak çekirdeğinin başka ne yararları var:
Doğal bir amino asit olan “tryptophan” içeren kabak çekirdeği uyku kalitenizi yükseltebilir. Vücut tarafından “uyku hormonu” olarak bilinen serotonine dönüştürülen tryptophan uyku bozuklukları tedavisi için önerilen besinler arasında yer alıyor. Yatmadan 2-3 saat önce 1 avuç kabak çekirdeği yiyerek uyku kalitesini yükselten melatonin ve serotonin düzeylerini artırabilirsiniz.
Bazı çalışmalarda kabak çekirdeğinde bulunan bitki sterollerinin (phytosterol) prostat büyümesine karşı koruma sağlayabileceğini belirtiliyor. Ayrıca kabak çekirdeğinde bulunan bazı diğer bileşenler, testosteron hormonunun prostat büyümesi nedenleri arasında gösterilen dihydrotestosteron’a (DHT) dönüştürülmesini önlüyor. 

Kötü Kolesterol Düşmanı CEVİZ:

Bir omega 3 yağ asidi türü olan alfa-linolenik asit, temel E vitamini türü olan ve pek çok bitki tohumunda bulunan gama-tokoferol, son olarak kolesterol benzeri bir molekül olan ve kolesterol plakalarının damar çeperlerinden temizlenmesini sağlayan fitosteroller cevizin sağlığa bu kadar faydalı bir yemiş olmasını sağlıyor.
Gün içerisinde tüketeceğiniz 2 adet ceviz  HDL kolesterol(iyi kolesterol), damarlarda birikmeye başlayan kötü kolesterol plakalarını temizleyerek vücuttan atılmasına yardımcı oluyor.
 Antioksidanlar bakımından oldukça zengin olan cevizin kanseri önlemek için yaygın olarak tüketiliyor. Vücutta serbest radikallerin artmasına bağlı olarak oluşan ve kanser gibi hastalıkların ortaya çıkma riskini yükselten “kronik oksidatif stresi” düzenli ceviz tüketimi ile dengeleyebilirsiniz.
Ceviz gün içerisinde sağlıklı bir ara öğün seçimidir; tokluk hissini uzatarak öğün aralarında veya öğünlerde daha fazla kalori almanın önünü kesiyor.

Selenyum Merkezi AY ÇEKİRDEĞİ:

 Selenyum, vücutta az miktarda bulunan temel bir mineraldir. Özellikle E vitamini ile birleştiğinde antioksidan olarak çalışır ve hücre yapısına zarar veren serbest radikallere karşı koruma sağlar. Vücudumuzda bulunan serbest radikaller hücre yapısı dışında DNA’ya zarar verebilir, kalp hastalıkları ve kanser türleri dahil olmak üzere çeşitli hastalıklara zemin hazırlar. Selenyum gibi antioksidanlar serbest radikalleri nötralize ederek zararlarını en az düzeyde tutar. Selenyum eksikliği çok sık görülen bir sorun olmamakla birlikte bazı kişilerde özel sağlık koşullarına, yetersiz beslenmeye ve bazı ilaçların kullanımına bağlı olarak yaşanabilir. Tiroit fonksiyonu için gerekli olan selenyum aynı zamanda sağlıklı ve güçlü bir bağışıklık sistemi için gereken mineraller arasındadır.
Ay çekirdeği önemli miktarda bakır, çinko, demir ve lif içerir. Bu mineraller kırmızı kan hücrelerine ve tüm bedene oksijen taşınmasına, enerji üretilmesine, bağışıklık sisteminin korunmasına, kan şekerinin ve kan kolesterolünün dengede tutulmasına ve kabızlığın önlenmesine yardım eder.
100 gram kavrulmuş ay çekirdeği günlük selenyum ihtiyacının %100’ünü karşılar. Fosfor, bakır, manganez ve E vitamini içeren ay çekirdeği yüksek kalori oranı nedeniyle dikkatli tüketilmelidir. Günlük tüketimi 1 avuç (10 gr) olacak şekilde sınırlandırılmalıdır.

B Grubu Vitaminler İçin FINDIK:

Fındık, karbonhidrat, protein ve yağ metabolizmasını düzenleyen “B” vitamini için çok önemli bir kaynaktır. B2 ve B6 vitaminleri kan yapımı ve psikolojik sağlığımız için oldukça önemlidir. Düzenli olarak tüketilen fındık, beden ve zihin yorgunluğunu giderir. Fındık, kalp ve damar sağlığı açısından da oldukça faydalıdır. Kolesterolü düşürür. Kalp ritmini ayarlamaya yardımcı olur. İçeriğindeki yüksek yağ oranı sebebiyle çok iyi bir enerji kaynağıdır. Vücuda güç ve enerji verir. Cinsel gücü arttırır.  Düzenli olarak her gün fındık yemek Kalp krizi geçirme riskini azaltmakta çok etkilidir. Kansızlık, sindirim ve Dolaşım sistemi bozukluklarını önlemede gerekli olan demiri içerir bu sayede kansızlığa da iyi gelir. İçerdiği yüksek kalsiyumdan ötürü kemikleri ve dişleri güçlendirir. Hamilelerin hem kendileri için hem de doğacak çocuk için fındık yemeleri çok faydalıdır. Fındıkta diyet lifi% 1-3 oranında bulunur, bağırsakta kimyasal bileşiklerin Toksik etkilerini, kalın barsak hastalıklarını, Kabızlığı ve kalp rahatsızlıklarını önler, serum lipit düzeyi ve kan şekerini düşürür. Sodyum düşük, magnezyum ve potasyum yüksek olduğundan vücutta kan basıncını düzenlemede önemli rol oynar. Ancak özellikle yüksek tansiyonu olanların daha dikkatli tüketmeleri gerekmektedir.

Lif Kaynağı YER FISTIĞI:

 Yer fıstığının kabuğu lif içeriği sayesinde kan şekerini düzenlemeye yardımcı oluyor. Aynı zamanda protein bakımından da zengindir. Bu sayede tokluk hissi de sağlıyor. Çinko ve E vitamini içeriği yüksektir. Omega 3 içeriği sayesinde de özellikle çocukların beyin gelişiminde yararlıdır ve kalp dostudur. Diğer kuruyemişlerde olduğu gibi kötü kolesterolü düşürücü iyi kolesterolü yükseltici etkisi vardır. Ancak dikkat yer fıstığını mümkün olduğunca tuzsuz tercih etmelisiniz.


Bugün özellikle yararlı olduğunu düşündüğüm kuruyemişlerin üzerinde durdum. Ancak en baştada söylediğim gibi bütün kuruyemişler dozunda tüketildiği zaman yararlıdır. Fazla tüketiminde kilo alımına sebep olabilir ve sağlık açısından tam tersi etki gösterebilirler. Bu nedenle gün içerisinde hiçbir kuruyemiş çeşidini 1 avuç içinden fazla tüketmemek çok önemli. Kuruyemişlerden daha çok yararlanmak için ise günlük tüketimlerinizde farklılık sağlayarak yapabilirsiniz örneğin bugün 1 avuç badem tüketip, yarın maximum 2 adet ceviz tüketebilirsiniz. Kuru yemişler çok sağlıklı ara öğünlerdir ancak son kez yeniden söylemek istiyorum günde 1 avucu geçmiyoruz böylece hem yararlanma oranımız artacak hemde yüksek yağ içeriği sizi zor durumda bırakmamış olacak J





28 Ocak 2015 Çarşamba

DOĞRU BESİNLERİ DOĞRU ŞEKİLDE TÜKETİN


Gün içerisinde pek çok besin tüketiyoruz kimisinden yararlanıyoruz kimisinin ise zararı dokunuyor …
 Peki sağlıklı olduğu için tükettiğimiz besinlerden tam verim alabiliyor muyuz veya tüketimlerimizin kalitesini nasıl arttırabiliriz? Yediğimiz et yemeklerinin, sebzelerin, süt ürünlerinin içerisinde o kadar çok yararlı maddeler var ki bir çoğunun yararı saymakla bitmez ancak bazı tüketim hataları bunun önünü kapatabiliyor… Gelin bu duruma bir el atalım ve en doğru şekilde beslenmeye başlayalım :)



Et ve süt grubunu beraber tüketmek:
Et demir açısından zengin bir besindir. Demir C vitamini ile beraber alındığında emilimi oldukça artar. Süt grubu besinler ise kalsiyum açısından zengindir fakat kalsiyum da  demir emilimini olumsuz etkiler.  Bu nedenle et yemeklerinizin yanında yoğurt veya ayran bulundurmak yerine bolca salata tüketirseniz etten aldığınız verimi arttırmış olacaksınız. Özellikle kansızlık problemi yaşayan bireyler demir oranı yüksek besinler tüketirken yanında süt grubu bir besin yerine C vitamini yüksek herhangi bir besini tercih etmelidir.  

Sabah sirke veya greyfurt suyu içmek:
Suyunuzun içerisine bol limon sıkıp içmek veya greyfurt suyu içmek gün içerisinde metabolizmanızı hızlandırmaya hatta belki bir miktar yağ yakımına da yardımcı olacaktır. (Unutmayın hiçbir besin direkt olarak yağ yakmaz! Sadece metabolizmayı çalıştırıcı etkisi olduğundan dolayısıyla yağ yakımına yardımcı olabilir ). Ancak bunu sabah aç karnına kesinlikle yapmamalısınız. Özellikle greyfurt suyu veya sirkeli su sabah aç karnına sindirim sisteminize zarar vereceği için asla sabah aç karnına bu tarz asit oranı yüksek olacak hiçbir sıvıyı midenize sokmamalısınız. Sabah kalktığınızda kendinizi daha zinde hissetmek isterseniz eğer sadece birkaç damla limon sıkıp suyunuzu (ılık olması önemli)içebilirsiniz. Bu sizin vücudunuza Günaydın mesajınız olacak ve metabolizmanızı canlandırmaya yardımcı olacaktır. Greyfurt suyunu ise eğer fazla kilo probleminiz yok ise gün içerisinde tüketmenizde hiçbir sakınca yok. Ancak eğer fazla kilolarınız varsa meyve suyu yerine meyvenin kendisini tüketmeye özen göstermelisiniz.

Light ürün tüketimi:
Light ürünlerin şeker oranı veya yağ oranı azaltılmıştır ancak bu besinleri sırf light olduğu için rahat düşünüp fazla tüketmekte aynı kapıya çıkacağından light ürün kullanımında da sınır konmalıdır. Özellikle çok sık karşılaştığımız bir noktaya değinmek isterim: light kola tüketimi… Kola gazlı ve vücuda oldukça zararlı bir içecek olduğu için ne şekilde olursa olsun bütün gazlı içeceklerden uzak durmalısınız.

Öğünlerin tüketim şekli:
Gün içerisinde hepimiz en az 3 öğün zaten besleniyoruz peki bu öğünlerde ne tüketiyoruz? Toplum olarak kahvaltıları geçiştirip öğlen yine hafif bir şeyler yiyip akşam da olabildiğince yemeğe yükleniyoruz. Halbuki bu durum tam tersi şekilde ilerlemeli.. Sabah kahvaltılarınız besin içeriği açısından oldukça zengin olmalı, öğle yemeklerinizde ise olabildiğince et yemeklerini tercih etmelisiniz böylece en aktif olduğunuz öğle saatlerinde yediğiniz et yemeğinide daha kolay bir şekilde yakmış olacaksınız. Akşam ise olabildiğince sebze ağırlıklı ve hafif bir şekilde beslenmelisiniz…. Dikkat!! Ara öğünleri unutmayın!!

  
Su Tüketimi:
Bir çoğumuz gün içerisinde ortalama 1,5-2 litre su tüketiyoruz ve suyun öneminin farkındayız. Ancak suyu nasıl içtiğiniz de çok önemli… Gün içeririnde en az 2-2,5 litre su tüketimi metabolizmanızın çalışmasına yardımcı olacak. Fakat suyun bir anda hepsini içmemelisiniz. Mümkün olduğunca yudum yudum ve sakin sakin içmelisiniz ki vücudunuz sudan yararlanabilsin..  Gün içerisinde 1,5 litreyi kafaya dikip yarım saatte bütün su tüketimini tamamlamakla sağlıklı bir tüketim yapmış olmazsınız. Suyu istediğiniz zaman içebilirsiniz hatta yemeklerden biraz önce içerseniz iştahınızı da bastırmış olacaksınız.. Eğer su içmeyi sevmiyorsanız bir gün önceden elma kabuğunu suda bekletip ertesi gün içebilirsiniz(bunu sevdiğiniz herhangi bir meyveyi dilimleyerekte yapabilirsiniz). Aynı şekilde gün içerisinde suyunuzun içerisine birkaç damla limon sıkıp suyun içerisinede birkaç salatalık dilimi atarak da tüketebilirsiniz böylece her iki durumda da vitamin yönünden suyunuzu zenginleştirmiş olacaksınız J

Yararlı besinleri bol bol tüketelim:
Pek çok besin sırf sağlıklı diye gereğinden fazla tüketiliyor maalesef buda ilerleyen zamanlarda çeşitli sağlık problemlerine yol açıyor. Örnek vermek gerekirse özellikle zeytin yağı oldukça sağlıklı ve yararlı bir yağ. Buna hiçbirimizin itirazı yok.. Ancak bu şekilde fazla tüketiminin de ilerleyen zamanlarda yağ depolaması, kötü kolesterolü yükseltmemesi için hiçbir sebep yok. Aynı şey kuruyemişler içinde geçerli içeriğindeki yağ oldukça sağlıklı fakat fazlasıda kolesterole sebep olabiliyor dozajında tükettiğiniz her besin sağlıklı bir yaşamın kapısını açarken aynı şekilde aşırı tüketince o kapı yüzümüze kapanabiliyor maalesef…


Sağlıklı bir yaşamın kapısını açmakta kapatmakta sizin elinizde… En sağlıklı günlere..

26 Ocak 2015 Pazartesi

TATLILI DİYET




Pek çok kişi için eminim merak uyandıran bir başlık olmuştur .. Diyete! başlayanların en çok sitem ettiği konu “peki ben hiç mi tatlı yemeyeceğim?”. Olur mu öyle şey? Tabii ki yiyeceksiniz …
         
 Diyet! psikolojisi çok farklı bir olay özellikle diyet kelimelerinin sonuna ünlem koyuyorum. Çünkü diyet denince akla hemen her şeyden kısmak geliyor bunun başında da tatlı geliyor tabiî ki. Ancak hiçbir diyetisyen her şeyi tamamen kısıtlamaz çünkü diyette! Önemli olan nokta kişiye özel ve uygulanabilir olmasıdır. Diyet dediğimiz şey aslında sağlıklı beslenme programıdır. Ben diyetteyim demek yerine artık sağlıklı besleneceğim dediğiniz zaman ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız. Diyet sözcüğü ne yazıkki hiçbirimizde güzel çağrışımlar yaratmıyor.. Bu nedenle öncelikle bundan kurtulmalısınız.. Neyse konuyu daha fazla dağıtmadan gelelim tatlı konusuna J
Sağlı bir beslenmede şeker tüketimi tabi ki söz konusu bir şey değildir. Çayı, kahveyi şekersiz içmeniz gerektiğini hepimiz biliriz. Dahada önemlisi çikolatalardan, tatlılardan uzak durmamız gerektiğini.. Peki neden kendimizi bu şekilde kısıtlanmış hissetmektense kendimize alternatifler üretmiyoruz? Örneğin kakao ve kuru meyvelerden hatta başlı başına tatlı ihtiyacını kesmeye yardımcı olacak olan tarçından … Zaman zaman herkesin tatlıya ihtiyacı oluyor ancak bu gibi durumlarda direkt çikolataya veya keklere yönelmek yerine tatlı yerine geçecek alternatiflere yönelmek sağlı beslenme konusunda attığınız en önemli adım olacak..  Mesela yaptığınız kekleri tatlandırmak için şeker yerine pekmezden ve kuru meyvelerden özelliklede hurmadan yararlanabilirsiniz. Aynı şekilde günlük tüketimlerinizde kakao ve tarçın tam bir hayat kurtarıcı olacak..  Böylece hem tatlı ihtiyacınızı gidereceksiniz hemde boş şeker tüketimlerinden sağlayamadığınız faydaları tükettiğiniz kuru meyvelerden, tarçından ve pekmezden sağlayabileceksiniz. Ancak unutmayalım bu sağlıklı besinlerinde şeker oranı saf şeker kadar olmasa da oldukça yüksek o yüzden bunları da dozajında tüketmekte fayda var..
Gelin sizi tatlı bir kaç tarif ile tanışırayım:
20 adet hurmayı bir gece önceden ıslatıyorsunuz ertesi gün çekirdeklerini çıkarıp mutfak robotunuza atıp çekiyorsunuz daha sonra üzerine 1 su bardağı kuru ceviz içi ekleyip tekrar robottan çekiyorsunuz daha sonra bu karışıma 1 çay bardağı kadar (2-3 yemek kaşığı) kakao ve 1 çay bardağı az yağlı sütünüzü ekliyorsunuz üzerine de vanilyayı unutmayalım bir çay kaşığı kadarda vanilya ekleyip hamur kıvamına gelinceye kadar yoğuruyorsunuz üzerine daha iri parçaladığınız yarım su bardağı kadar cevizi katıyorsunuz ve bir güzel karıştırıyorsunuz daha sonra bu karışıma istediğiniz şekli verip buzdolabında bekletiyorsunuz.İsteğinize göre üzerine hindistan cevizi serpebilirsiniz.( Bu tarifte hurma yerine dilerseniz 1 çay bardağı kuru üzüm de kullanabilirsiniz aynı şekilde ceviz yerine 1 çay bardağı badem veya fındıkta tercih edebilirsiniz. Gün içerisinde bu karışımın toplamda max. 1/4  ini tüketebilirsiniz.)
Bu bana uymaz daha basit bir tarif alayım derseniz eğer:
 üKuru kayısının ortasına bademi koyuyoruz kakaoya batırıp yiyoruz (4 kayısıyı geçmiyoruz)
 üElmayı dilimliyoruz üzerine tarçın serpip fırına veriyoruz çok tatlı bir atıştırmalık elde ediyoruz
üTarçını ister yoğurdun ister sütün üzerine döküp tüketebilirsiniz isterseniz;meyve+yoğurt+tarçın karışımı yapıpta tüketebilirsiniz… Hatta isterseniz bu karışıma 1 çay kaşığı da vanilya ekleyebilirsiniz.
ü Kek yapımında şeker yerine pekmez kullanıyoruz 


Unutmayalım her ne kadar daha sağlıklı olsa da bu önerileri de gereğinden fazla tüketmemelisiniz kuru meyve tükettiğinizde gün içerisindeki meyve tüketiminizi azaltmalısınız.

Şeker tadında günler dilerim....  

30 Aralık 2014 Salı

KURU MEYVELERİN GÜCÜ


    Kurutulmuş meyveler zamanında ve ürün çok iken toplanmış meyvelerin suyunun uçurulması ile hazırlanmış ürünlerdir. Kuru meyveler, yaş meyvenin içerdikleri % 80- 95 oranındaki suyun % 10- 20 oranlarına düşürülmesi ile elde edilirler. Bu 'kurutma' işlemi sonrası, C vitamini dışında bütün mineraller korunmaktadır. Bu işlem ile içlerindeki su oranı azalan sebze ve meyvelerin şeker oranları yükselir ve dayanıklılıkları artar. Tadı tazesine göre daha yoğun olan bu meyveler sağlık için oldukça faydalıdır.

 Besinlerin antioksidan içeriklerini incelemek için yapılan ORAC (Oxygen Radical Absorbance Capacity) analizine göre kuru meyvelerin antioksidan potansiyeli çok yüksektir.  Kurutulmuş meyve daha yoğun bir tat ve daha çok lif demek olduğundan özellikle diyet yapanlar için iyi bir fırsattır.
  Kuru meyve tüketilirken dikkat edilmesi gereken en hassas nokta kuru meyvelerin şeker oranının daha yüksek olduğu için özellikle zayıflama programı uygulayan bireylerin ve şeker hastalarının kuru meyveleri belirtilen ölçülerden daha fazla kullanmamalarıdır. Sağlık açısından ne kadar yararlı olursa olsun her besinin fazla tüketimi zararlı sonuçlar doğurabilir bu nedenle her besini gereken porsiyonlarda ve gereken zamanlarda tüketilmesi o besinden alınan verimi arttıracaktır. Gelin kuru meyvelere beraber göz atalım daha yakından tanıyalım.
ÇİLEK KURUSU: Çok miktarda fosfor ve demir mevcuttur. Ayrıca C, B ve K vitamini açısından da zengindir. Çilek vücuda kuvvet verir, kolesterolü düşürür ve damar tıkanıklığını önler. Bunun yanı sıra çok iyi bir antioksidan olan çilek, bağışıklık sistemini güçlendirir, kansere karşı kuruyucudur. Sindirim sisteminin düzenli çalışmasına çok faydalıdır. Bağırsak kurtlarını döker, idrar söktürür ve zararlı maddeleri vücuttan uzaklaştırır, kanı temizler, diş etlerini güçlendirir ve ağız kokusunu giderir, sakinleştirici etkisi ile tansiyonu düşürür ve stresi azaltır, ateşi düşürür, romatizma ve karaciğer rahatsızlıklarına iyi gelir ve cildi nemlendirir.

KURU ELMA: Nefes darlığı, astım ve kalp rahatsızlıklarına karşı koruyucu etkiye sahip olan kuru elma içerdiği zengin lif sayesinde bağırsakları da temizler. Vücuttan toksinlerin atılmasına yardımcı olur. Karaciğerinden şikayet edenler, romatizmalılar ve hatta şeker hastaları bile faydalanabilirler. Elma yatıştırıcı, uyku vericidir ve baş ağrılarına iyi gelir.

KURU ERİK: Antioksidan, potasyum, beta-karoten, B1, B2, B3, B6, A, C ve E vitaminleri ile demir, kalsiyum, fosfor, magnezyum minarelleri bakımından zengin olan kuru erik sindirime yardımcı, toksinleri atmada etkileyicidir. Zayıflamada, kansızlıkta, karaciğer rahatsızlıklarının önlemede tüketilmesi önerilen besinlerin başında yer alır. İyi bir idrar söktürücü olan kurutulmuş erik aynı zamanda romatizmalarda, damar sertliğinde, besin zehirlenmelerinde etkilidir. Diğer taraftan kuru eriğin regl düzenleyici etkisi de vardır. Kuru eriğin besin değeri taze eriğe göre daha yüksektir. Güçlü antioksidanları sayesinde kalp hastalıklarından ya da kalp krizine yakalanma riskinden mümkün olduğunda uzak tutar. Kabuğunda bulunan fitonutrient'ler yaşlanmaya karşı güçlü bir besin olmasını sağlarken, kansere karşı koruyucu bir etkisi olduğunu söylemek de mümkündür. 

KURU KAYISI: Besleyicidir, A vitamini ve potasyum açısından çok zengindir. Sindirim sorunlarına iyi gelir; stresi, kansızlığı önler. İçerdiği A vitamini akne gibi cilt bozukluklarını önler. Büyümeye yardımcıdır, görme fonksiyonlarını güçlendirir, şeker hastalığının gelişimini engeller, bağışıklık sistemini korur. Şeker hastalarının kan şekerinin düşmesini engellemek için yanlarında bulundurabilecekleri en pratik yiyecektir.

KURU DUT: Kuru dut kalsiyum, demir,B1,B2 ve C vitaminlerinden son derece zengindir. Beyaz dut ateş düşürücü ve idrar söktürücü özelliğe sahiptir. Lenf dolaşımını düzene soktuğundan vücutta oluşan ödemlerin atılmasına yardımcıdır. Kuru dutun akciğerleri rahatlatma, vücutta oluşan öksürüğün atılmasında da faydası büyük. Cilde de iyi geldiği kesin. Cildin yaşlanmasını geciktirici özelliğe sahiptir.

KURU İNCİR : İçerdiği zengin kalsiyum ve fosfordan dolayı kemik ve diş sağlığınızı korur. Sindirimi kolaylaştırır. Ayrıca, içerdiği yüksek oranlardaki protein, vitamin ve minerallerle hücrelerin yenilenmesini sağlayan bir besindir. Kabızlığa karşı en faydalı çözümü sağlar. Vücudumuzu bakterilere karşı korur. Güçlü bir antioksidan olan kuru incir kansere karşı koruyucudur. Fakat içerdiği fazla şekerden dolayı sınırlı miktarda tüketilmelidir. Günde 2 adet kuru incir yemeniz yeterlidir. İncirin uzun süreli hastalıklardan sonra iyileştirici özelliği de vardır. İnsana güç ve kuvvet veren bir besin olarak düşünülür.. 100 gr. kuru incir yenilirse vücudun günlük gereksinimlerinden kalsiyumun %17'si, demir ve magnezyumun %30'u, fosforun %20'si, B1 vitamininin %5'i ve B2 vitamininin %4'ü karşılanmış olur. İncirde bulunan pektin (suda çözünen lif) sindirim sistemine girdiğinde fazla kolesterolü temizler ve vücuttan atılmasını kolaylaştırır. Yüksek oranda lif içeren incir hem lezzetli bir atıştırmalık olarak hem de tokluk hissini uzatma özelliğiyle kilo vermenize yardımcı olabilir.

KURU ÜZÜM: Karbonhidrat içeriği dolayısıyla iyi bir enerji kaynağıdır. Kuru üzüm A, B1, B2, C vitaminlerini ve çok çeşitli mineraller (demir, çinko, potasyum, magnezyum, fosfor) içerdiğinden dolayı iyi bir besin, faydalı bir ilaçtır. Özelikle bedensel gelişimde etkilidir.  İçeriğindeki B vitaminlerinden dolayı unutkanlığa da iyi gelmektedir. İyi bir enerji kaynağıdır. Demir açısından zengindir. Kan şekerini iyi dengeler, yaşlanmaya karşı koruyucu etkiye sahiptir. Kansere karşı koruyucu etkisi fazla olan bir meyvedir.
Kuru üzümün idrar arttırıcı, müshil etkilerinden dolayı sindirim problemi yaşayan bireylerde kullanımı oldukça yararlıdır. Ayrıca ülkemizde özellikle kadınlarda görülen kansızlık sorununa karşı koruyucu bir besindir. Kuru üzümün içindeki demir vücutta kolayca emilebilmektedir ve günlük demir ihtiyacının yaklaşık % 35’ i karşılanabilmektedir. Ayrıca böbrek ve karaciğer hastalıklarında da yararlı olduğunu gösteren araştırmalar mevcuttur.

YABAN MERSİNİ: Kansere karşı koruyucu özelliğe sahiptir. Yaban mersini kansere karşı vücudu koruyan enzimleri aktif hale getiriyor. Kan ve barsak sistemini düzenliyor. Vücutta oluşan ödemleri atıyor. Göz yorgunluğunu gideriyor. Özellikle bilgisayar başında saatlerce vakit geçiren kişilere günde 2 çorba kaşığı yaban mersini öneriyorum. Şeker hastalığından kaynaklanan görme bozukluklarını da engelliyor.100 gr. yaban mersininde 0,6 gr. protein,0,2 gr. yağ,15 mg. C vitamini,150 IU A vitamini ve toplam 60 kalori vardır. Mineral ve vitaminden zengin olan yaban mersini insan sağlığı açısından çok önemli bir besindir. Diğer taraftan yaban mersininin yaprak ve kuru meyvelerinden yapılan çayı ishal giderici özelliği vardır. Kadınlarda regli döneminde sinir sistemini düzenlediği bir gerçek.  İdrar yolları enfeksiyonlarında, sistitte adeta bir ilacın etkisine sahiptir. Yaşlanmayı geciktirir ve kansere karşı vücudun bağışıklık sistemini güçlendirir. Yağların da vücuttan hızlı bir şekilde atılmasına yardımcı olur. Lenf dolaşımını düzene sokar, kanı temizler, kan şekerini düşürüp vücutta insülin hormonunun dengeli bir şekilde salgılanmasını sağlar. Kalori ve sodyum içeriği düşük olan yaban mersini sakinleştirici özelliğe de sahip.


12 Aralık 2014 Cuma

BESLENMENİZİ KIŞA HAZIRLAYIN


    

    Hepimizin korktuğu şeydir hasta olmak, grip olup evde burnumuzu çeke çeke oturmak. En ufak bir hapşırıkta hepimiz irkiliriz acaba hasta mı oluyorum diye. Gelin bu kışı hiç korkmadan geçirelim birlikte hastalığa karşı uygulanabilecek püf noktaları öğrenelim.



İLK ADIM C VİTAMİNİ: Hiç şüphesiz artık hepimizin bildiği bir gerçektir C vitamininin gribal enfeksiyonlara karşı bizi koruduğu. Bu nedenle önceki yazılarımda da bahsettiğim gibi bol bol C vitamini alarak işe başlayalım. Bol sebze ve meyve tüketelim. İşte C vitaminin en çok bulunduğu bazı besinler: kivi, portakal, greyfurt, limon, kuşburnu, frenk üzümü, yeşilbiber içerisinde C vitaminini en çok bulunduranlardır bunların haricinde; karnabahar, ıspanak, patates, domates, balkabağı, brokoli, maydanoz, semizotu, enginar gibi besinler de içinde C vitamini bulunan besinler arasındadır.

GÜNEŞ GİRMEYEN EVE DOKTOR GİRMESİN: Kış aylarında mahrum kalınan güneş ışınları, vücudun D vitamini gereksiniminin karşılanamamasını neden olmaktadır. Kemik ve diş sağlığı açısından önemli olan D vitamini, güneş ışınlarıyla deri tarafından üretilen bir vitamindir ve besinlerde pek fazla bulunmaz. D vitamininin yanı sıra balık; beyin fonksiyonlarının gelişimi için gerekli çoklu doymamış yağ asitleri (omega 3), kalsiyum, fosfor, selenyum ve iyot mineralleri ile E vitamini için de iyi bir kaynaktır. Bu nedenle kış aylarında imkanlar dahilinde haftada 2-3 kez balık yenilmesi önerilmektedir.
E vitamini de bağışıklık sisteminin güçlendirilmesinde etkilidir. Soğuk algınlığı ve diğer enfeksiyonlara karşı vücut direncini arttırmakta, A vitamininin okside olmasını da engellemektedir. E vitaminin iyi kaynakları olan; yeşil yapraklı sebzeler, fındık ceviz gibi yağlı tohumlar ve kuru baklagillerin yeterli miktarlarda tüketilmesi önemlidir.

VÜCUDUNUZU KIŞ UYKUSUNA YATIRMAYIN: Soğuk havaları görünce hepimizin yaptığı klasik hareketlerdir kalın giyip eline kahveyi, çayı alıp koltuğa sinip tv karşısında hiç hareketsiz tüm zamanı geçirmek. Hava soğuk dışarı çıkarsanız hasta olmak kaçınılmaz tabiki fakat ev içerisinde veya spor salonlarına gidip aktivitenizi arttırabilirsiniz. Vücudunuzu ne kadar severseniz onu ne kadar çalıştırırsanız en olumlu şekilde size geri dönecektir.
Soğuk havalarda yaptığımız bir diğer hata ise daha ağır beslenmeye başlamak. Yağlı besinlere yönelmek bu havalarda genel olarak yapılan bir davranıştır. Fakat bu beslenme şeklinin üzerine birde hareketsiz kalırsanız kilo almak kaçınılmaz olacaktır. Yemeklerinizi az yağlı ve mümkün olduğunca bitkisel özellikle zeytinyağıyla yapmaya çalışmalısınız, porsiyonlarınızı arttırmak yerine biraz daha azaltmalı daha çok vitamin mineral alabileceğiniz beslenme şekline yönelmelisiniz. Özellikle akşam yemekleriniz fazla kaçırmamaya çok dikkat etmelisiniz.


ARA ÖĞÜNLERE DİKKAT: Sabah, öğlen ve akşam yemek aralarında küçük atıştırmalar yapmak gece iştahınızın aşırı olmasını engeller. Bu atıştırmalara örnek; süt, ayran, ceviz, badem, fındık, peynir ekmek gibi alternatifler olabilir. Böylece kan şeker dengesini, iştahınızı ve metabolizma hızınızı sağlam tutmuş olursunuz.
Gece evinizde artık dinlenme saatleri başladığında bol suyunuz yanınızda keyifle su içmeye özen göstermelisiniz.  Gece atıştırmalarında da her zaman olduğu gibi yavaş yemeye ve lezzete odaklanmaya dikkat etmelisiniz.  Akşam yemekten sonra karbonhidrat, protein, yağ açısından dengeli atıştırmalar yapmalısınız. Tek yönlü ve aynı yiyecek grubundan bol miktarda tüketmekten kaçınmalısınız.  
Gece atıştırmaları örnekleri;  
 Fındık + taze meyve
 Ceviz  + taze meyve
 Leblebi + ceviz + taze meyve
 Ceviz + kuru meyve + taze meyve
Badem + taze meyve + kuru meyve
Ayran + leblebi + meyve
Yoğurt +meyve+yulaf ezmesi
Salata ve çiğ sebze enerji değeri yok denecek kadar az olan yiyecek grubudur. Geceleri havuç, göbek, turp vb. sebzeleri çiğ olarak yemek iştah kontrolüne destek sağlamanın yanında, metabolizma hızınızı da yükselmeye katkı sağlar, bağışıklık sisteminizi güçlendirir.

BAĞIŞIKLIK SİSTEMİNİZİ GÜÇLENDİRİN: Bazı besinler yüksek antioksidan ve vitamin içerikleriyle bağışıklık sisteminizi dengeler. Bu besinleri tüketmeye özen gösterirseniz bağışıklık sisteminizi güçlendirmiş olacaksınız. İşte bu besinler: Yağlı balıklar, brokoli, süt ve ürünleri, domates, ıspanak, taze kırmızı biber, turunçgiller(özellikle portakal ve greyfurt),balkabağı, yeşil çay, semiz otu, yulaf, kuşburnu ve kereviz.